Hint Kültürü Ve Müziği - I

Hint müziğinin ve kültürünün beşiği, Güney Asya (Hint Yarımadası), üç geniş bölgeden oluşuyor. Bir yanda birbirinden Thar Çölü ile ayrılmış Indus ve Ganj Nehri’nin vadi ve ovaları, diğer yanda Güney Hindistan Dekkan Platosu ve Sri-Lanka’yı da içeren bir kıyı şeridi bölgesi ve Güney Asya’yı Batıdan, Orta Asya’dan ve Güney Doğu Asya’dan ayıran dağlık bölge.


Vedik Arîleri’nin M.Ö. 1500 civarında bu bölgelere yerleşmesi ile göçler başlamıştır. Hint Yarımadası, M.Ö. 2800 yılına dayanan tarihi ile dünyanın en gelişmiş uygarlıklarına ev sahipliği yapmıştır. Diğer kıtalar ile karşılaştırıldığında; bu yarımadada daha çok uygarlık kurulup yıkılmıştır. Ariler’in bölgeye göç etmesi ve burada binyıllar boyunca sürecek yaşamları, bu yarımadadaki hayatı ve kültürü etkileyen en önemli faktörlerdendir. Hindistan tarihi istilalar ve işgallerle dolu bir tarihtir. Dravitleri yenerek Hindistan’a yerleşen Ariler, Yunan istilaları; M.Ö. 327–324 yıllarında iskender’in saldırıları ardından Asoka dönemi; Mouryo imparatorluğu, Gupta Devri, Hunlar, Harşalar, Türk-Moğol hâkimiyeti; Arapların, Gaznelilerin, Babür Devleti’nin işgalleri... Ve sonunda 1739’da Nadir Şah’ın bu bölgeyi istilası ile Avrupalılar’ın yerleşmesi, yani sömürgecilik dönemi...

Hindistan şu anda dünyanın toprak olarak yedinci, nüfus olarak ikinci büyük ülkesidir.

Dünya üzerindeki 6500-7000’i bulan dil sayısının; müziklerin sayısına eşit olduğu etno-müzikologlarca ortaya konmuştur. Hindistan’da birçok dilin kullanılması, kültürün ve paralelinde kültürün yarattığı sanatların çeşitliliğinin kanıtıdır. Günümüzde Hindistan’da iki ana dil olarak Hindu ve ingiliz sömürgesinin etkisiyle yaygın olan ingilizce kabul edilmesine rağmen bilinen 16 dil ve 1652 lehçe konuşulmaktadır.

Güney Asya’ya yapılan göçler ve işgaller, beraberinde pek çok farklı kültür, din ve dile sahip insan topluluklarının bu bölgeye yerleşmesini getirmiş ve bu yarımada, farklı kültürlerin yaşadığı topraklar haline gelmiştir. Batı ve kuzeydoğuda diller ve nüfus yoğunluğu, komşu halkları da etkilemiştir. Bu yarımadada bulunan Batı Pakistan’da konuşulan Baluchi ve Pushto dilleri Hint-Avrupa dil grubuna ait dillerdir. Kuzeydoğuda ise Tibeto-Burman denilen diller yer alır.

Kuzey Hindistan’da konuşulan diller, Güney Asya Hint-Avrupa dil grubuna aittir. Bu bölgede en çok kullanılan dil Hindu dilidir. Bu dile yakın olan ve daha çok Farsça olarak bilinen Urdu dili, Pakistan ve Hindistan’daki Müslüman topluluklar arasında kullanılmaktadır. Batıda kullanılan diller Gujarat ve Marathi dilleridir. Batı Bengal’de kullanılan dil Bengali’dir. Sanskritçe ise eski çağlarda Hint-Avrupa dil ailesine ait ve dinsel törenlerde kullanılan bir dildir.

Yaklaşık bir milyar nüfusu olan Hindistan, pek çok kültürü, dini ve dili içinde barındırmaktadır. insanların dini inanışlarını temsil etmek amacıyla yaptıkları törenler için yarattıkları müzikler, tarih boyunca bölgenin kültürü ile birleşince tür ve formları oluşturmuştur. Bölgedeki Hinduizm, Budizm, Müslümanlık ve Hıristiyanlık, müzikteki çeşitlilikte ve müziğin oluşumunda birebir etkilidir. Bu bölgede dinlerin ve yanı sıra dillerin çeşitlilik göstermesi, müzik çeşitliliği bakımından çok önemlidir.

Sonraları Hıristiyanlık, sömürge ve misyonerler yoluyla yayılmaya çalışmıştır. Hindistan pek çok uygarlığın egemenliğine girmiş ve binyıllar boyu mücadele tarihi pek fazla gelişmemiş bir ülke konumunda olmuştur. Ulusal bir kimliğe ise ingilizler’in burayı işgalinden sonra kavuşabilmiştir. İşgal; sömürgeye karşı bilinçlenmeyi ve ulusal bütünlüğün gelişmesini sağlamıştır. Daha sonra da, 1947’de kendi yönetimini elde etmiştir.

Günümüz Hindistan’ı kültürel olarak çok zengin bir durumdadır. Çünkü her gelen uygarlık ve bunlarla beraber oluşan dinler ve kültürler, birbirini yok etmek yerine yeni zenginlikler katmıştır. Her ne kadar bu işgallerle kimi öğretiler ve kültürler unutulmuş olsa da, çoğunluk hayatta kalmış ve daha zengin, daha da önemlisi melez bir kültür ortaya çıkmıştır. Şu anda buradaki nüfusun büyük bir kısmı Hindulardan oluşmaktadır. Bunun yanında Budistler, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Sikhler, Jainler, küçük bir kesim Yahudi ve daha başka dini inanışa sahip halklar bulunmaktadır.

Hindistan’da her şeyin tek bir ruhtan meydana geldiği inanışı mevcuttur. Bu inanış daha çok Hindular arasında yaygın olmakla beraber Budistler, Jainler ve Sikhler arasında da vardır. Reenkarnasyon inanışı nedeniyle tüm canlıların bir sonraki hayatlarında bir diğerine dönüşebileceğine inanılmaktadır. Bu yüzden her canlı kutsaldır.

İnanıştan dolayı, Hindistan sokaklarında, bir “insan” gibi dolaşan inek ve diğer hayvanları görmek mümkündür. Bu hayvanların dokunulmazlığı vardır, zarar verilmez. Halkın büyük bir kısmı inanışlarına istinaden, Müslüman bölgeler hariç, et yemezler. Sebze, bakliyat türü yiyecekler daha yaygındır.

Hinduizm, dünyanın en eski dinlerindendir. Bu inanışın temel ilkesi Dharma’dır; bu dinde cehennem inanışı yoktur. Herkes kendi iç dünyasında özgürdür ve ibadetlerini istedikleri gibi yapmakta serbesttir. insan ile Tanrı’nın bir olduğu inanışıyla bağlantılı bir mistisizm vardır. Hindular ibadetlerini gerçekleştirmek için her sabah Ganj Nehri’nde nehrin sularının kutsal olduğunu düşündükleri için yıkanırlar ve çeşitli dualar okurlar.

Bu yarımadada, 8.yy. başlarında Arap tüccarların bölgeye gelmesi islamın ilk tohumlarını oluşturur, 12.yy. içerisinde ise daha aktif hale gelmeye başlar. Bu dönemdeki akınlar ve sonrasında Babür imparatorluğu’nun etkisi Müslümanlığın bu bölgede yayılmasında etkendir. Hindistan yarımadasının özellikle kuzeyinde Bangladeş, Pakistan ve Afganistan’ı da içine alan bölgede Müslümanlık yaygındır. islam’ın tasavvufi yanı Hinduizmin çeşitli unsurları ile birleşmiş ve güzel sentezler ortaya çıkmıştır. Bu iki din ve kültürün birleşmesi bu bölgenin kültürüne de büyük bir zenginlik katmıştır. Günümüzde dünyanın üçüncü büyük Müslüman topluluğu Hindistan’da yaşamaktadır.

Sosyal Yapı:
Geleneksel olarak Güney Asya’daki sosyal yapı hiyerarşikti. Halk belli sınıflara ve gruplara ayrılıyordu. Her ne kadar Hinduizmden kaynaklı bir sistem olsa da diğer topluluklar arasında da oluşmuş bir sistem haline gelmiştir. Günümüz Hindistan’ında temel olarak “kast sistemi” denilen bu sistem artık var olmasa da, özellikle yaşlılar arasında hala varlığını koruduğu düşünülmektedir.

Kast Sistemi:
Ariler tarafından yaklaşık 4000 yıl önce işgal edildiği düşünülen Hindistan’da, Arilerin yerleşmesi ile “kast sistemi” oluşmuştur. Bu sistemi ayakta tutan nedenlerden bazıları reenkarnasyon inanışı ve “varna öğretisi” denen öğreti olmuştur. Buna göre insanların 4 kasttan oluştuğu düşünülüyordu:

— Dua edenler ve Öğreticiler (Brahmanlar)
— Savaşçılar (Ksatriyalar)
— Çalışanlar (çiftçi, tüccar, zanaatkâr) (Vaisyalar)
— işçiler (Sudralar)

Bu öğreti, insanları sınıflara ayıran bir öğretidir. Her kast kendi içinde kendi geleneklerini sürdürüyor ve dışardan gelecek yeni bir toplumu kendi içine kabul etmediği için, her topluluk kendi kastını oluşturuyor ve bu durum çok sayıda kastın ortaya çıkmasını getiriyor beraberinde. Böylelikle insanlar kendi kendilerini sınıflara ayırmış ve bir sonraki yaşamlarında yükselecekleri kastı düşünür olmuşlardır. Belki de Hindistan’da ciddi bir mücadele geleneğinin olmaması ve tarih boyunca değişik kavim ve toplumlara teslim olmalarının nedeni bu öğretilerin ve inanışların insanlar arasında güçlü bir yeri olmasından kaynaklıdır.

Edebiyat:
Hindistan’da önce, sözlü edebiyat yazılı edebiyata göre daha gelişmiş durumda iken, daha sonra, yazılı edebiyat kullanılarak şiirsel yazılar günümüze kadar getirilmiştir. Günümüze kadar gelen bu şiirlerin birçoğu ingilizce, Fransızca ve bir kısmı da Sanskritçe yazılmıştır.

Vedalar:
Vedalar dönemine uzanan bir tarihi olduğu düşünülen Hindistan’da, Vedalar büyük önem taşır, Vedaların Hint felsefesinin ilk izlerini taşıyan kutsal metinler olduğu söylenmektedir. Veda, kutsal bilgi anlamında kullanılmaktadır ve dört farklı Veda vardır. Bunlardan en önemlisi Rig Veda’dır diğerleri ise; Yajur Veda, Sama Veda, Atharva Veda’dır. Vedalardaki bilgiler kutsal bilgiler olduğu için gizli kalmış ve koruma altında olmuş, ulaşılabilenleri ise çok fazla anlaşılamamıştır.


Hindistan’da Arilerin yerleşmesinden sonra Ari dillerinin konuşulmaya başlanması ile şiirsel bir anlatı tarzı gelişmiştir. Sözlü anlatım tarzı, yazılı anlatıma göre daha çok kullanılır olmuştur. Kutsal olduğuna inanılan bu gelenek, düşüncelerini aktarmak için öykülerden, şiirlerden faydalanmış, sonrasında ise “Destanlar” geleneği oluşmuştur. “Mahabarata” ve “Ramayana” gibi büyük destanların, sözlü edebiyattaki ilk öğelerinin ortaya çıkışı M.Ö.5–6. yüzyıllara uzanır. Bu destanların anlatılmasında müziğin rolü çok büyüktür.

Tabii, müzikle beraber geleneksel danslar da bu hikâyelerin anlatılmasına yardımcı olmaktadır.

Ramayana; “Kusursuz prens, örnek kral Rama'nın öyküsü. Bilge Valmiki'nin yedi bölüm ve dört bin beyitten oluşan anlatısı”dır.

“Valmiki bir gün ormanda bir çift çulluk görür. Çulluklar çimlerin üzerinde şarkılar söyleyerek oynamaktadırlar. Bu sırada kötü kalpli bir avcı çıkagelir, okuyla erkek çulluğu öldürür. Dişi çulluk eşinin ölümüne acıklı bir sesle ağıt yakar. Bütün bu gördükleri Valmiki'yi acıya boğar ve avcıyı beyitlerle lanetler. Bunun üzerine tanrı Brahma görünür ve Valmiki'ye Rama'nın yaşamını beyitlerle söylemesini emreder. Valmiki bu emri yerine getirir.”

Ramayana işte böyle başlar ve şöyle devam eder:
“Aziz Valmiki ve Büyük Aziz Narada karşılıklı oturmuş konuşuyorlardı. Valmiki, Aziz Narada'ya: 'Bu dünyada erdemlerle dolu, yiğit, dürüst, ahlak sahibi, doğru sözlü, tüm varlıklara iyilik eden, gerçekten dürüst ruhla hayata kendini adamış, kindarlığı yenmiş, tüm kıskançlıklardan arınmış, öfkelendiği zaman hem tanrıların hem de insanların kendisinden korktuğu bir insan var mıdır acaba?' diye sordu. Büyük Aziz Narada: 'Valmiki! Anlatacaklarımı dikkatlice dinle. Sorularının cevabını orada bulacaksın.’ dedi ve başladı anlatmaya...” (Ramayana, Dost Yayınları)

Festivaller:
Hint Yarımadası’nda festivaller ve törenler büyük önem taşır. Hindistan, pek çok farklı din ve halkın bir arada bulunduğu bir ülke olduğu için, çok farklı festival ve törenlere rastlamak mümkündür. Binlerce yıldır bu topraklarda yaşamış halkların kültürlerini ve yaşam şekillerini öğrenmek için, festivaller bulunmaz bir fırsattır. Bu insanların diğer halklarla olan etkileşimlerini anlayabilir ve bunun kültürlerini nasıl zenginleştirdiğine tanık olabiliriz. Kaşmir'in yeşil vadisinin arkasında yer alan Ladakh, festivaliyle efsanevi bir şehirdir. Festivallerdeki danslar görülmeye değerdir. Danslar, müzikler ve rengârenk kıyafetleriyle insanlar, bu festivallerin vazgeçilmez öğeleridir.

Güney Hindistan’da Aradhana Festivali bilinen en eski festivallerden biridir. St. Tyagaraja, Güney Hindistan’ın en ünlü bestecilerindendir. (1767–1847) Onun müziği hala bu festivalde yer almaktadır. Popüler festivallerden biri de “Diwali” adını taşır. Işıklar Festivali de denilmektedir. 15 Ekim–15 Kasım arasındaki dönemde kutlanır. Sürgüne gönderilmiş olan Rama ve Sita adındaki lordların geri dönüşünün kutlandığı bir festivaldir.

Dans:
Hint kültürünün en eski sanat dallarından bir diğeri de danstır. Hindistan’da klasik olarak nitelendirilebilecek sekiz dans türü vardır. En çok bilinenleri ise brata natyam, katak, katakali...

Hindistan klasik dansının merkezi, Hindu mitolojisinin gösterildiği tapınaklar olmuştur. Danslar “Devadasis” adı verilen ve kendini tanrıya adamış kadın dansçılar tarafından tapınaklarda yapılır.

Klasik danslar dışında halk dansları da yer almaktadır. Bu danslar daha basit ve neşeli danslar olmakla birlikte, tüm önemli günlerde yapılır. Yeni bir mevsimin gelmesi, yeni bir çocuğun doğması, düğünler ve festivallerde halk danslarını ve dansçılarını görmek mümkündür. Halk danslarının yanında çeşitli kabilelerin dansları da vardır. (sürecek)

Nidal Aras

TAVIR DERGİSİ